• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/facebook
  • https://plus.google.com/google/posts
  • https://www.twitter.com/twitter
bayrağımız

 


KÖYÜMÜZDEN SELAM VE SEVGİLER
sponsorlarımız



Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam13
Toplam Ziyaret105167
Üyelik Girişi
Takvim

HARUN BOSTANCI

HARUN BOSTANCI
hbostanci23@hotmail.com
Anadolunun Manevi Mimarları: “Mutasavvıflar ve Zaviyeler”
07/05/2018


Anadolunun Manevi Mimarları:
“Mutasavvıflar ve Zaviyeler”

      Zaviye, tarikatlara mensup dervişlerin, bir şeyhin idaresinde topluca yaşadıkları ve gelip geçen yolculara yiyecek, içecek ve yatacak yer sağladıkları yerleşim merkezlerinde veya yol üzerinde yapılan bina topluluğuna denir. Osmanlı Devleti’nde 15. asırdan itibaren zaviye kavramında ufak değişiklikler görülmüş; bu kavram şehir, kasaba ve köylerdeki küçük tekkelerle, geçit, derbend ve yol üzerinde bulunan misafirhaneler için kullanılır olmuştur. İslam kültür tarihinde önemli yeri bulunan müesseselerden biri de tekke ve zaviyelerdir. Tasavvuf düşüncesinin, anlayış ve terbiyesinin işlendiği, derinleştirildiği ve halka takdim edildiği tekkelere zaviye, hankâh ve dergâh gibi isimler de verilmiştir. Bu müesseselere insanlar dünya hayatının çeşitli meşakkat ve sıkıntıları ile yorulan ruhlarını ve bunalan gönüllerini dinlendirmek için bir araya gelip boş zamanlarını değerlendirirlerdi. İslam âleminde ilk tekkenin Remle’de Hace Abdullah Ensâri tarafından kurulmasından kısa bir müddet sonra her tarafa yayılan ve dolayısıyla daha sonraki devletlerin kuruluşuna iştirak eden tekkeler, Türklerin Anadolu’ya gelip yerleşmesinde de rol almışlardır.

      Anadolu fütühatını gerçekleştiren ve Anadolu’ya Türk damgasına vuran dört sosyal grup vardır ki, Anadolunun siyasi ve ictimaî tarihini anlamak için bu dört zümrenin iyi tetkik edilmesi gerekir. Bu gruplar şunlardır:

1. Gaziyân-ı Rûm (Alp’ler, Gazi’ler)

2. Bacıyan-ı Rûm (Anadolu Bacıları)

3. Abdâlân-ı Rûm (Anadolu Dervişleri)

4. Ahiyan-ı Rûm (Anadolu Ahileri)

1. Gaziyân-ı Rûm (Alp’ler, Gazi’ler)

Aşıkpaşazade’nin Gaziyân-ı Rûm yani Anadolu Gazileri olarak zikrettiği bu savaşçı topluluğun daha Anadolu’nun fütühâtı sırasında mevcut olan, İslamdan önce Türklerde “kahraman, cengaver” manasına bir lakap olan ve prenslere de verilen Alp ünvanı, İslamiyetten sonra dini anlamda Gazi ünvanı olarak kullanılmıştır .
 
Tarihi kaynaklarda bütün müslüman ordunun tamamını içine alan Gaziler tabiri, umumiyetle daha dar ve hususi bir mana ifade eder.Yani onunla ordudaki ve büyük şehirlerdeki belirli bir topluluk kasdolunur. Bu zümre Büyük Selçuklu Devleti, Anadolu Selçuklu Devleti ve Danişmentlilerde mevcut olduğu gibi, daha önce Samanoğulları zamanında da Horasan ve Maveraünnehir sahalarında bu gaziler vardır .

 

Gaziliğin bir zümre olarak oluşmasında o zamanın şartları içinde geçinecek bir toprak ve kendilerini yaşatacak bir işe sahip olamayarak, iktisadi sıkıntılar içinde ihtiyaçlarını harplerden temin eden bir sınıfın ortaya çıkması dönemin şartları için gayet tabiidir. Hükümet teşkilatlarının sınırlı ve zayıf olması, hükümdarlar ve emirlerin düşmanlarına karşı sık sık ücretli asker bulundurma mecburiyetleri yalnız sınırlarda değil, siyasi ve kültürel yönden gelişmiş büyük merkezlerde de böyle bir zümrenin doğal olarak oluşmasını zorunlu kılmıştı . Anadolu’da XIII. ve XIV. asırlarda Gazî ünvanına daha ziyade uç beylerinin isimlerinde tesadüf edilmektedir. XV. ve XVI. asırlarda Osmanlı kaynaklarında –Aşıkpaşazâde’de- Gaziyân-ı Rûm ismi yerine daha çok Alp tabirine rastlanmaktadır.
2. Bâcıyan-ı Rûm (Anadolu Bacıları)
Aşıkpaşazâde’nin eserinde bahsetmiş olduğu ikinci bir ictimaî teşekkül de Bâcıyan-ı Rûm yani kadınlar teşkilatıdır.Fuad Köprülü Osmanlı Devleti’nin kuruluşu adlı eserinde bu zümre ile Hacı Bektaşi Veli’nin münasebetinin olması ile ve Bektaşi tarikatında kadınlara genellikle “bacı” lakabının verilmesini göz önüne alarak “Bacıyan-ı Rum adında bir teşkilatın varlığından bahsetmektedir. Bacıyan-ı Rum teşkilatının hizmet alanları diğer teşekküllerdeolduğu gibi “avende ve revende’ye” yani yoldan gelip geçenleri yedirip içirme ve dokumacılık, ve askeri faaliyetlerde bulunma şeklinde özetlenebilir. Ahilerle birlikte uç mıntıkalara göç eden kadınlar teşkilatı, eski sanatlarını buralara nakletmişler ve özellikle Germiyanoğlu Beyliği’nde halı, kumaş, dülbent, bez imal etmişlerdir. Bacıyan-ı Rum teşkilatı Selçuklu devleti zamanında Ahilik teşkilatının bir kolu olarak kurulmuştur.Bu teşkilatın ilk başkanı olan Fatma Bacı Evhaüddin-i Kirmani’nin kızı ve ahiliğin kurucusu olan Ahi Evranın hanımıdır.

3. Abdâlân-ı Rûm (Anadolu Dervişleri)

Aşıkpaşazâdenin eserinde belirtmiş olduğu üçüncü zümre Abdâlân-ı Rûm, yani Anadolu dervişleridir. Bu zümre tarihi kaynaklarda daha çok “Horasan Erenleri” ismi ile anılan Türk derviş kitleleri için kullanılmıştır. Bu zümrenin özellikle XIV. asırda mühim bir dinî ve ictimaî rol oynadığı, Osmanlı Devletinin bu asrına ait bütün eserlerde Abdal veya Baba lakabını taşıyan ve ilk Osmanlı hükümdarları ile beraber harblere iştirak eden tahta kılıçlı, cezbeli birtakım dervişlerden bahsedilmesinden anlaşılmaktadır .

4. Ahiyân-ı Rum (Anadolu Ahileri):
Aşıkpaşazade’nin Anadolu’da faaliyet gösteren zümreler arasında ehemmiyetlerinden bahsettiği önemli bir zümre de Ahi’lerdir . Ahi kelimesi Arapçada “kardeş”, Türkçe’de “cömert, eli açık, yiğit” anlamlarına gelmektedir.
Terim olarak Ahilik Anadolu’da XVIII. yüzyılda kurulup belli bir süre içinde bir takım kurallara göre işlemiş esnaf ve sanatkârlar birliğini ifade etmektedir . Ahilerin faaliyetleri hakkında en kapsamlı bilgileri özellikle XIV. yüzyıldaki durumları ile ilgili gelişmeleri meşhur arap seyyah İbni Batuta’nın kaleme almış olduğu “İbni Batuta Seyahatnâmesi” adlı eserden öğreniyoruz. İbni Batuta Ahilerin Anadolu’da yerleşmiş bulunan Türkmenlerin yaşadıkları her vilayette, her şehirde ve her köyde bulunduklarını ve bilhassa Antalya, Burdur, Gölhisar, Lâdik, Milas, Barcın, Konya, Niğde, Aksaray, Kayseri, Sivas, Gümüş, Erzincan, Erzurum, Birgi, Tire, Manisa, Balıkesir, Bursa, Gerede, Geyve, Yenice, Mudurnu, Bolu, Kastamonu, Sinop memleketlerine gelen yabancılara yakın ilgi gösterip, yiyeceklerini, içeceklerini temin ettiklerini söylemektedir.
 
Bu sufi teşekküllerin tek bir tarikatın mensupları olmadıkları konusunda uzmanlar hemfikirdirler .
Tekkeler Anadolu’nun İslamlaşmasında büyük ölçüde faaliyette bulunmuşlar ve başarıya da ulaşmışlardır. Anadolu’ya, özellikle Kösedağ Savaşı’nın meydana çıkarmış olduğu karışık dönemde gelen birçok ahi derviş ve şeyhi, yerleşmiş oldukları yerlerde tekke ve zaviyeleri kurmuşlar, daha sonra birer şehir olacak yerleşim alanlarının temellerini atmışlardır. Tekke ve zaviyelerin, Osmanlı fetihlerini kolaylaştırmada büyük öneme haiz oldukları görülmektedir. Osmanoğulları ile birlikte birçok derviş, şeyh, ahi gelip Anadolu’nun batısına yerleşti. Bu yeni gelen derviş muhacirlerin bir kısmı, gazilerle birlikte memleket açmak ve fütuhat yapmakla meşgul oldu, bir kısmı da o civardaki köylere veya tamamen boş yerlere yerleşti. Köylere, boş arazilere yerleşenler, buralarda müridleri ile birlikte ziraat ve hayvan yetiştirmekle uğraştılar.
 
Müslüman toplumun, ekonomik ve sosyal yapısının teşekkülünde harç vazifesi gören bu teşkilat, İslam’ın ahlâk ve sair emirlerinin muhafazası anlayışına bağlı kalmıştır. Bunun içindir ki ordulardan evvel, yabancı topraklara gelip yerleşen bu teşkilat mensubu kimseler, sadece İslam kültürünün hükümlerini tanıtmakla yetinmişlerdir. Onlar sadece bununla iktifa etmiş ve propaganda bile yapmamışlardır. Zaten bu tanıtmanın da propaganda ile bir ilgisi yoktur. Çünkü propaganda kavramı, bir ferdin veya teşekkülün, doğru olmadığını bile bile herhangi bir fikri benimsetme işini ifa etmesidir. Ticari hayattaki propagandaya reklâm denmektedir. Dolayısıyla zaviyelerin yaptığı iş, propaganda veya reklam değildir.
 
Hiçbir propaganda, gerçeğin yüzde yüz ifadesi değildir. Fakat Türk-İslam kültürünün manevi değerleri, gerçekten sağlam değerlerdir. İşte gösteriş, reklam ve propagandadan uzak bu tanıtma sayesindedir ki, Türklerin Anadolu’ya ilk yerleşme merkezleri tekkeler ve zaviyeler çevresinde meydana gelmiştir. Anadolunun her tarafında Dedeköy, Erenköy, Tekkeköy, Tekkedere, Tekkekaryesi, Tekkeviran gibi yüzlerce köy ismi, birçok yerin derviş grupları tarafından kurulduğunu veya tekkenin o civarda güçlü ve tesirli bir kuruluş olduğunu gösterir.
 Anadolu'nun yurt olmasında emeği geçen tüm mutasavvıfları rahmet ve minnetle anıyor selam ve muhabbetlerimi arz ediyorum.. 


Paylaş | | Yorum Yaz
210 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Anadolunun Manevi Mimarları: “Mutasavvıflar ve Zaviyeler” - 07/05/2018
Anadolunun Manevi Mimarları: “Mutasavvıflar ve Zaviyeler”
TARİH BİZİ ÇAĞIRIYOR… - 10/04/2018
TARİH BİZİ ÇAĞIRIYOR…
Tarih Bizi Çağırıyor... - 10/04/2018
TARİH BİZİ ÇAĞIRIYOR…
TARİH BİLİNCİ - 12/10/2013
Tarihi Sempozyum
Tuğlacık Köyü - 08/05/2012
Tuğlacık Köyü(HARAVA)
Geçmişten Günümüze Tekke Köyü - 23/04/2012
Geçmişten Günümüze Tekke Köyü
GİRESUN YÖRESİ TEKKE VE ZAVİYELERİ - 18/03/2012
GİRESUN YÖRESİ TEKKE VE ZAVİYELERİ
TEKKE VE ZAVİYELERİN OSMANLI İKTİSADİ VE SOSYAL YAPISINA TESİRLERİ - 13/03/2012
TEKKE VE ZAVİYELERİN OSMANLI İKTİSADİ VE SOSYAL YAPISINA TESİRLERİ
Tekke ve Zaviyeler - 04/03/2012
Tekke ve Zaviyeler
 Devamı
NAMAZ VAKTİ
DERNEK BAŞKANIMIZ
MUSTAFA ÖNAL
6.BAŞKANIMIZ
Saat
Hava Durumu
Anlık
Yarın
24° 34° 20°
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar6.54196.5681
Euro7.46357.4934
Site Haritası
Videolar
GÖNÜL DOSTLARIMIZ